top of page

Ayhan AKİKOL

Kaya(taş) ve doğum imgelemi:

1) Taşı yol kenarında buldum. Dokusu biraz kireç, biraz da tortu kayaçlara benziyor. Kokusu soğukta evlerde oluşan hafif rutubet kokusuna benziyor. Bu taş için  yapabileceğim en net yorum,"doğum”dur. Gövdesindeki küçük taş bana doğum anını anımsattı. Yaklaşık bir-iki gün bu konu üzerinde düşündüm. Taşın organik bir madde olarak milyarlarca yıllık tarihsel oluşumunu düşündüğümüzde  ve   evrenin oluşumunu... Bu sürecin de bir tür doğumu yansıttığını söylemek mümkün.

'Doğum' kelimesini  bir yavru doğurmaktan öte bir kavram olarak değerlendirdiğimizde sadece bir yavru değil bir ağaç, bir ağaç gövdesinden yapılmış bir sandalye, taş vb. şeyler yaratıldığı sürece yeni bir yaratım gerçekleşmiş oluyor ve yeni bir obje var olmaya başlıyor. Evrende var olan canlı varlıkların sürekli bir yaratım ve doğum gerçekleştirdiklerini söyleyebiliriz. Böylelikle bahsettiğimiz organik maddenin de (taşın) "doğum"'la çokça bağdaştığını söyleyebiliriz.

2) Bu kavramı bir tür storyboard tekniğiyle daha iyi betimleyeceğimi düşündüm. Sunduğum storyboardda dört küçük kutucuk içerisinde boş bir galaksi ve seçtiğim taşın en küçük parçalara ayrıldığını canlandırdım. Bulduğum taş üzerinden gerçekleştirdiğim bu eskizle "doğum" kavramını ilk akla gelen anlamından daha öteye taşıyarak, evrenin oluşumunun bilinen başlama noktası, yani büyük patlama ile canlandırarak bu organik, sıradan nesne üzerine daha fazlasını düşünmenin yolunu açmayı amaçladım.

1

3

2

4

BARAN  AYKUTBAY

                             

 

  Bellek çemberinde taş ile diyalog:

1. Aşama keşif:  ‘Taş Çalışması’ ile ilgili yapılan ilk eylem doğaya çıkıp daha önce bir iş makinasıyla parçalanmış taşların olduğu bölgeden bir taş bulup onu almak oldu. Akşam’a doğru saat 6 civarında bölgeye giderken ineklerini otlatmaya götürmüş bir vatandaş ile temas kuruldu ve kısa bir sohbetten sonra taş alınacak bölgeye ilerleyip oraya vardığında ordan herhangi bir taş alınıp montun sol cebine koyuldu. Bölgenin birkaç fotoğrafı çekildikten sonra ilerlerken küçük ilginç bir taş daha alındı. Son olarak bölgeden uzaklaşmaya çalışırken yerde diğer alınan taşlardan daha ilginç bir taş daha bulundu ve hemen alınıp incelendikten sonra montun iç kısmındaki cebe koyup dönüldü. İnternette taş ile ilgili yapılan araştırmalar sonucunda bulunan taş’ın cinsi ve özellikleri ile ilgili net bir bilgi olmasa da genel olarak kuvars ailesinden veya sitrin olabilme olasılığının daha yüksek olduğu görüşüne varıldı. Kuvars nedir? Bilgisine ise Vikipedia’da Silisyum ve oksijen atomlarından oluşan sert kristalli bir mineral olduğu şeklinde açıklanmıştır.

2. Aşama tanımlama: Bulunan taşın biçim ve form özellikleri göz önünde bulundurularak sanatsal araçlar ile çeşitli açılardan imgeleri alınmıştır. Ve bu aşamada: nesne ile çeşitli diyaloglar kurulmuş, örneğin ‘taş’ın üzerindeki çizgilerin sağa veya sola doğru olan yönleri ve bazen çizgilerin bir yerde kopup yok olması gibi. Taş ile dolaysız bir ilişki kurulmaya çalışılmış ve ‘taş’ın yeniden üretilmesi ve yeni farklı bir dil ile kendisini tekrar sunması için, çeşitli eskiz pratikleri ile taşın ışığı, gölgesi, orantısı, üzerindeki diyagoneller ve form bütünlüğü gibi etkenler göz önüne alınarak ‘taş’ı bulunan üç boyutlu mekanından tekrar soyutlayarak farklı bir yüzeye ve uzama yerleştirilmeye  çalışılmıştır.

3. Aşama yorum: Taşı kendi bölgesinden ve bulunduğu mekandan kopararak, kendi evime getirişim ile taşın doğasını ve aura’sını değiştirdiğim gibi, ’Taş’a yeni bir nesne ekleyerek ona yeni anlamlar ve çeşitli sorular eşliğinde onu karmaşık ve kolay farkedilebilir ancak hemen kavranılamaz bir objeye dönüştürdüm. Eve getirilen ’Taş’ın üzerine bir miktar kırmızı akrilik boya sürdüm. Yapay ve insan tarafından üretilmiş bir nesne ile tamamen doğal olanın birleşimindeki zıtlık! İlk anda yapaylığın ve belkide alışık olmadığımız ‘kan’ kırmızısının taş ile olan uyumsuzluğu gözümüze çarpıyor. Peki ama neden sarı boya değilde kırmızı boya sürdüm? Yoksa kırmızı renkleri sevdiğim için mi? Bilindiği gibi bu obje yapay bir makina (ekskavatör) tarafından parçalandı ve bunun gibi veya bundan daha büyük binlerce taş var o bölgede ve bu obje insan tarafından kullanılan yapay bir alet ile herhangi bir müdahale sonucu doğal bir nesneyi kendi yerinden kopararak aslında bir ayrım da gerçekleştiriyor. Böyle bir durumla karşılaşıp bu ayrılma ve parçalama olayını kendime nasıl mâl etmeye çalışıyorum? Hepimiz geçmişimizle ve belleğimizle beraber yaşıyor hareket ediyoruz. Geçmiş şu an ve gelecekte sürekli kendisini var eden bir su değirmeninin suyu derinlerden yüzeye doğru ortaya çıkartması gibi. “Hafızayla görürüz” (Hockney&Gaford, 2016, s. 78). Hafıza bizim yaşamımız boyunca deneyimlediğimiz, gördüğümüz, yaşadığımız ve öğrendiğimiz her şeyin içinde biriktiği zamanın ve mekanın olmadığı sınırsız bir dünya olduğunu söyleyebiliriz. Yerden aldığım ‘taş’ zihnimin kıvrımlarında beklemiş olan imgenin uyarılmasına tekrar farklı bir durum ile yüzeye çıkmasına vesile oldu. Gelenekler ve kültürel olguların ve çevrenin etkisine bağlı olarak bazen küçükken sürekli birbirimize taşlar fırlatır ve acımasız bir şekilde çoçuğun o kural tanımaz tavrı ile bunu tekrarlardık.  Küçükken arkadaşlarım tarafından başıma fırlatılan taş ve başımın yarılma olayı ile bu sert maddenin kendi yerinden yarılıp parçalanması ile olan ortak yönü tam da bu parçalanma ve ayrılma durumudur. Baş’ın hassas derisine doğru yoğun bir hızla gelen sert bir cisim ve çarpma anında sadece ufak bir ağrı sonrasında çınlama sesi duyma durumu! cildin ezilip kafatasına basınç uygulaması sonucu oluşan yoğunlaşma süreci içerisinde kan akma hali! Makinenin taş’a uyguladığı basınç! Taş’ın sert bir cisim tarafından parçalanması! Akrilik boya kullanarak ’Taş’a bir miktar kan akıyor görünümü verilmekle onu belleğimdeki imge ile benzer bir görünüme sahip olunması amaçlanmıştır. Böylece izleyicinin hem dil aracılığı ile hemde imge ile olayı daha dolaysız kavraması adına sanatsal bir tavırla ele alınan ‘nesne’ aracılığıyla kendi yaşadığı  ‘parçalanma’ olayları ile ilişkilendirmesi hedeflenmiştir.

Çiğdem ASLANOĞLU

Bazalt mekan:


Bazalt genellikle % 45-53 silika içeren afanitik (ince taneli) magmatik bir kaya olarak tanımlanmaktadır. Yani volkanik bir kaya türüdür. Genellikle görünür mineral tanelerle serpiştirilmiş çok ince taneli veya camsı bir görünüme sahiptir. Gri veya siyah renktedir.  Mafik (demir açısından zengin) minarelerinin diğer demir oksitlere ve hidroksitlere oksitlenmesi nedeniyle hızlıca kahverengi veya pas kırmızısına dönüşmektedir. 
Ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesi geniş bazalt lavları ile örtülüdür. Diyarbakır Karacadağ'da bazalt yaklaşık 80 metre kalınlığındaki 10000 kmlik bir alanda kuzey güney yönlü bir elips şeklinde yayılma gösterir.  Bazalt akıcı ve bazik lavların soğuma yüzeyine dik olarak beş ve altı kenarlı sütunlar şeklinde katılaşması ile oluşmuştur. Bazalt su emme, paslanma, donma, darbelere ve sürtünmelere karşı çok dayanıklıdır. Lavların hava ile temas eden dış kısımları ve akıntı uçları boşluklu olabilir. Bu durum cüruf görünümü verir. Soğumakta olan lavdan çıkan gaz tanecikleri bu boşlukların oluşumunu sağlar. Taşın iç kısımlarına gidildikçe boşluklar küçülür ve sayıları azalır. Bu tür bazalta gözenekli denir. 


Diyarbakır’a hangi yönden bakılırsa bakılsın bazalt taşının hakim olduğu bir yapıya sahiptir. Bazalt Diyarbakır kent yapısının her aşamasında bir yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Aynı şekilde kentin duygusunu, ruhunu da biçimlendirdiğini söylemek mümkündür.